nerdeyim

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI DOÇ. DR. HÜSEYİN ÇELİK'İN "BU BENİM ESERİM" PROJE YARIŞMASINDA
YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMANIN TAM METNİ
10.12.2004

     Saygı değer mesai arkadaşlarım, TÜBİTAK'ın, Devlet Planlama Teşkilatının, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin saygıdeğer temsilcileri proje sahibi olan sevgili gençlerimiz, onların çok değerli rehber öğretmenleri, velilerimiz değerli basın mensupları;

     Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, TÜBİTAK ve Devlet Planlama Teşkilatının desteği ile gerçekleştirilen 'Bu Benim Eserim' isimli projenin final merasiminde, bu gün sizlerle birlikte olmaktan, bu şenliği, bu düğünü, bu güzel ânı sizlerle paylaşmış olmaktan dolayı öncelikle memnuniyetimi ifade ediyor. Hepinizi en derin saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

     Sevgili gençler; Ben ve eser arasında, insan ve eser arasında, kişilik ve eser arasında çok önemli bir bağlantı vardır. Bildiğiniz gibi bütün insanlar doğar, büyür, gelişir, olgunlaşır neticede bu dünyadan göçüp giderler. Bütün insanlar şüphesiz ki fanidir, ancak insanları yeryüzünde kalıcı kılan, insanların yeryüzünde iz bırakmasını sağlayan şey onların bıraktıkları eserlerdir. Eserlerin ille de somut üretilmiş ortaya konmuş şeyler olması da gerekmez.

     Eser kelimesi ile tesir kelimesi biliyorsunuz aynı köklerden türemiş olan kelimelerdir. Siz çevrenizde etrafınızda yaşadığınız mekanda ve dünya üzerinde nasıl bir tesir bırakarak gidiyorsunuz. Bu son derece önemlidir. Bu gün şöyle geçmişe dönüp baktığımız zaman İslam Dünyasından, Batı alemine kadar isimleri yeryüzünde kalıcı olmuş kendileri ölmüş asırlar öncesinden ölmüş olmalarına rağmen bu gün hala aramızda dipdiri yaşayan isimleriyle eserleriyle aramızda dipdiri yasayan insanlar işte dediğim gibi eser sahibi olan insanlardır.

     Doğu dünyasına baktığımız zaman İbn-i Sina'lar, Farabi'ler, Ali Kuşcu'lar, Harezni'ler ve diğerleri Batı dünyasına baktığımız zaman Archimedes'ler Einstein'ler, Edison'lar günümüze gelinceye kadar bir çok bilim adamı bu türdendir ve düşünce alanında Socrates'ler, Eflatun'lar ve Aristolar sanat alanında da netice itibarıyla kültür alanında isim bırakmış olan, tesir bırakmış olan insanlar kendileri alemimizden göçmüş, uçmuş gitmiş olmalarına rağmen isimleriyle, eserleriyle, tesirleriyle yaşamaya devam ediyorlar.

     Yeryüzünde kalıcı olan insanlar kimlerdir?. Sorusu sorulduğu zaman; Şüphesiz ki eser sahipleridir cevabını alırsınız. Sevgili gençler, bildiğiniz gibi insanlık tarım toplumundan sanayii toplumuna, sanayii toplumundan da bilgi toplumuna geldi. İnsanlık bu evreleri geçirerek bu güne geldi tarım toplumunda insanlar bedensel güçleriyle, bilek güçleriyle çalışıyorlardı, kazanıyorlardı, hayatlarını sürdürüyorlardı. Sanayii toplumunda insan beyni mekanik dediğimiz kaba teknoloji ile bir araya geldi ve bilgi toplumunda özellikle micro-chip teknolojisi dediğimiz teknoloji insan beynini taklit ederek insanın en büyük yardımcısı oldu.

     Dolayısıyla bilgi toplumunda bilgi üretimi o kadar hızlandı ki bilgi tüketimi o kadar hızlandı ki özellikle bilgi alanı dediğimiz sektör neredeyse dünyanın en büyük sektörü haline geldi. O zaman biz millet olarak, bu ülkenin yetmiş milyon insanı olarak çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkma hedefi ve iddiası olan bir ülke olarak, bu konuda neler yapmalıyız, bu konuda üzerimize düşen nedir sorusunu kendi kendimize sormak zorundayız.

     Batı bilim üretir, batı bilgiyi üretir. Bunu teknolojiye uygular ve bize hazır teknoloji satar. Nasılsa bu gün yarın, olmazsa öbür gün, üç beş yıl sonra Avrupalılar buna bir çare bulurlar. Batılılar bunu üretirler, bunu icat ederler gibi bir saplantı içerisine girmiş bulunuyoruz. Bu bir güvensizliktir. Eğitim sistemimizden kaynaklanan, yetiştirilme şeklimizden kaynaklanan bir 'ÖZGÜVEN YİTİRİLMESİ' olayıdır. Bunun tesis edilmesi, bunun Türkiye'de yeniden onarılması gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığı olarak biz ilköğretimde müfredatı değiştirirken, şu anda ortaöğretim müfredatını değiştirme sürecinin sonuna gelmişken aslında hedeflediğimiz yapmaya çalıştığımız budur.

     Bu ülkedeki sevgili çocuklarımızı, gençlerimizi yirmi milyon öğrenme konumunda olan insanımızı pasif algılayıcılar olmaktan kurtarmak zorundayız. Sadece kendilerine bilgi depolanan insanlar olmaktan çıkarmak zorundayız.

     İşte bunun için müfredatımız öğrenci merkezli araştıran, sorgulayan hatta kurgulayan yapığının, yapmak istediklerinin rüyasını gören insanlar yapmak zorundayız. Eğer bunu yaparsak, bunu yapabilirsek, biz dünyada hak ettiğimiz olmamız gereken yerde oluruz. İşte bu benim eserim projesinin amacıda müfredat ile teorik olarak hayata geçirilmek istenen şeyin bir anlamda pratiğidir. Yıllardır Devlet Planlama Teşkilatı tarafından böyle bir kaynak ayrılmış olmasına rağmen böyle bir para tahsis esilmiş olmasına rağmen, bunun hayata geçirilmemiş olması da hazindir.

     Bu varlık içinde yokluk çekilmesidir. Eğer biz çocuklarımıza fırsat vermezsek eğer onların kendi kabiliyetlerini ortaya koyabilecekleri, düşündüklerini hayata geçirebilecekleri imkanlar ve zeminler sağlamazsak siz niçin bir şey üretmiyorsunuz? siz niçin bir şey icat etmiyorsunuz?. Sorusunu sorma hakkına sahip olmayız. Biz vereceğiz ki; onlardan alabilelim . Onlarda o tohumu ekeceğiz ki o tohumu sulayıp, gübreleyeceğiz ki durumun gerektirdiği ısıyı ve şartları sağlayacağız ki; oradan fidanlar çıksın, fidanlar ağaca dursun, ağaçlar meyve vermeye başlasın.

     Ben, bu gün buraya çok erken geldim. Saat bir civarında geldim, bir buçuk iki saat boyunca gençlerimizin ortaya koymuş olduğu bu yüz otuz üç eseri birebir görme şansım oldu ve o gençlerimizin gözlerindeki sevinç parıltıları, adeta akıllarının gözlerine yansımış şekillerini gördüm. Gerçekten orada pırıl pırıl bir gelecek vaadi vardı. Ben bu yüzden bu gün burada eserleri sergilenenleri de sergilenmeyenlerde ve bu işe katılmış olan bütün sevgili gençlerimizi ve onların rehber öğretmenlerini yürekten kutluyorum ve hepsinin gözlerinden öpüyorum ve onları kucaklıyorum.

     Sevgili gençler biraz önce değerli EARGED Başkanımız Dr. Ruhi KILIÇ' ta belirtti. Dedi ki; Marifet İltifata Tabidir. Eğer birisi ortaya bir eser, bir çaba ortaya koymuşsa siz onu değerlendirmiyorsanız, değerlendiremiyorsanız. Ona bir teşekkür edemiyorsanız siz teşvik edici değilsiniz demektir. Siz yüreklendirici değilsiniz demektir. Eğer biz yüreklendirici olursak, eğer biz teşvik edici olursak ben insanımızın, gençlerimizin imkansız dediğimiz bir çok şeye imza atacağına yürekten inanıyorum.

     Sevgili gençler bizim bu gün dünyada bilimde, sanatta, kültürde ileri gitmiş olan ülkelerden ve toplumlardan aslında akıl, zeka, basiret, kabiliyet açısında aslında bir farkımız yoktur. Allah doğuştan insanları ileri zekalılar, orta zekalılar veya milletleri geri zekalılar diye yaratmaz. Yeryüzünde bütün ülkelerde bütün toplumlarda gerçekten deha derecesinde insanlar var ama akıl düzeyi IQ'sü düzeyi çok daha aşağıda olan insanlarda var. Mühim olan bir toplum kendi üretebilenlerini, kendi mucitlerini, kendi kaşiflerini kendi içerisinden çıkarabiliyor mu?. Çıkaramıyor mu?. Bunu sorgulamamız lazım ama üzülerek söylüyorum ki bizim eğitim sistemimiz bu güne kadar gençlerimizi keşfetmeye onları ortaya çıkarmaya, onları vitrine koymaya, onları ödüllendirmeye, yüreklendirmeye yönelik bir sistem olmamış daha çok köreltmeye yönelik bir sistem olmuştur.

     Herkese her tabakaya her okula aynı şeyi uygulayan bir sistem geliştirmişiz maalesef. PİSA programında biliyorsunuz Türkiye kırk bir kırk iki ülke arasında özellikle matematik ve fen alanlarında otuz beşinci sıralarda bulunuyor. Niçin bu böyledir diye soruyorlar. Sevgili gençler ördek yumurtasından hiçbir zaman deve kuşu yavrusu çıkmaz. Siz hangi kuşun çıkmasını istiyorsanız kuluçkaya o kuşun yumurtasını koymak zorundasınız.

     Yeryüzümde başarmış olan kendini kanıtlamış olan ortaya eser koyan ortaya bilim koyan bunu teknolojiye uygulayan ve bununla zenginliğin refahın en üst grubuna çıkmış olan ülkeler bunu nasıl başardılar diye baktığınız zaman bizim Amerika'yı keşfetmek için yeni bir gayret içerisine girmemiz gerekmiyor. Milli Eğitim Bakanlığımız işte bundan dolayıdır ki, bütün dünyadaki güzel örnekleri de ele alarak, onları inceleyerek bize uymayan taraflarını da budayarak. Türkiye'de her alanda yepyeni bir sistem yepyeni bir tarz geliştirmeye çalışıyor. Bu kolay mı?. Şüphesiz ki bu kolay değildir. Bu yeni anlayışın bu yeni müfredatın yeni sistemin oturmasının bazı sancıları vardır. Maliyetleri vardır, ama bunlara hep birlikte katlanacağız. Ama bunu ben şahsen kesinlikle başaracağımıza inanıyorum. Eğer inanıyorsak biz bunu mutlaka başarırız.

     Bir ülkede Araştırma Geliştirme yoksa o ülkeden ümidinizi kesmeniz lazım ve bakın ülkemizde ilk defa sayın Başbakanımızın özel talimatıyla TÜBİTAK başkan yardımcımız da burada, TÜBİTAK'ın bilimsel araştırmalara verdiği destek bu yıl bütçe imkanları açısından kırk kat artırılmıştır. Bundan dolayı sayın Başbakanımıza özel ilgisinden dolayı huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

     TÜBİTAK'ın olimpiyatları yarışmaları bu anlamda çok dar bir çerçevede yapılabiliyordu ve Türkiye'de bir çok kurum kendi imkanları açısından kendi çabaları ile bir şeyler yapmaya çalışıyor. TÜBİTAK bir şeyler yapmaya çalışıyor, Milli Eğitim Bakanlığı bir şeyler yapmaya çalışıyor. Üniversitelerimiz, Devlet Planlama Teşkilatımız gayretler içersindeler ancak ülkenin kurumları sahip oldukları potansiyeli avantajları bir araya getirerek bir iş birliğine girmek durumunda işte bunda dolayıdır ki TÜBİTAK başkanımız sayın Prof. Dr. Nükhet YETİŞ ile birlikte imza attığımız bir protokolle seneye işte bu ve benzeri yarışmaları sadece İstanbul ilinde değil bu yıl İstanbul pilot uygulama bakın bu gün iki bin yedi yüz doksan dört proje çıktı ortaya bu projeler bir derdimize deva mıdır?. Bu projeler dünyada ilk defa mı ortaya kondu? Bilinmeyen bir şeyi ortaya mı? Koydu. Diye sorabilirsiniz. Mühim olan bu sevgili gençlerimizi bir şeyler aramaya bir şeyler sormaya aramaya bir şey kurgulamaya yeni bir şey ortaya çıkarmaya sevk etmiş olmamızdır.

     Ülkemizin her tarafında biraz önce değerli sunucumuzun dünyanın bütün çiçeklerini ülkemin bütün çiçeklerini bana getirin diye haykıran öğretmenin adeta sesi gibi Hakkari'nin Cilo dağında ki çiçeklerimize de sahip çıkalım. Kars da ki Artvin'deki, Muğla'da ki, Edirne'de ki veya Sinop'ta ki, Mersin'de ki, Aksaray'da ki çiçeklerimize de sahip çıkalım. Bu ülkede yeşermeyi bekleyen, dal budak salmak isteyen güller, çiçekler, karanfiller var. Yeter ki biz onlara o fırsatı verelim. Biz yeter ki onların istediği suyu havayı temin edelim. O çiçekler açacaktır ve o güzellikler ülkemizin sınırları dışına taşacaktır.

     Bu güzelliğin gerçekleşmesinde emeği olan başta Milli Eğitim Bakanlığı EARGED Başkanlığına sevgili başkanımıza TÜBİTAK'ın değerli başkanı. Başkan yardımcıları ve katkısı olan bütün uzmanlarına, Devlet Planlama Teşkilatına sağladığı maddi kaynaktan dolayı İstanbul büyük şehir belediye başkanımıza ve kültür dairesi başkanı sayın Pof. Dr. İskender Palaya salonun temininde ve diğer faaliyetlerde bize sağladıkları katkılardan dolayı ve desteklerden dolayı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey'e bu ilk uygulamayı bu benim eserim projesini ilk pilot uygulamasını ekibiyle ,arkadaşlarıyla, yardımcılarıyla birlikte gerçekleştirdiği için ve nihayet esas bu işin kahramanları olan rehber hocalarımıza bu projenin yapıldığı okullarımızın değerli yöneticilerine ve her şeyden önce geleceğimizin meyveli ağaçları olan bizim fidanlarımız olan sevgili öğrencilerimize ben medyanın ve Türkiye'nin huzurunda çok, çok teşekkür ediyorum. Başarılarının devamını diliyorum, hepinize tekrar sevgiler saygılar sunuyorum.