|
ATATÜRK VE ÖĞRETMENLERİ
Atatürk'ün öğrencilik hayatında
da, bu eşsiz büyük insanın Türk gençliği için imtisal örneği olacak pek
çok enteresan hususlar vardır. O'nun hayatının bu döneminden elde kalmış
veya sonradan bulunabilmiş izleri, bir araya getirerek Mustafa Kemal'in
okul çağında yetişirken de nasıl seçkin bir memleket çocuğu ve örnek bir
talebe olduğunu anlamak mümkün olmaktadır.
Atatürk'ün öğrenim hayatının da, devrinin her çocuğu
gibi mahalle mektebinde ve ilâhilerle yapılan bir "bed'i elifba -
elifbeye başlama" töreniyle başladığını, kendisinin çocukluk hayatı
hakkında anlattıklarından öğrenmiş bulunuyoruz. Bu okul Koca Kasım Paşa
mahallesindeki evlerine pek yakındı ve Hâfız Mehmet Efendi adında bir
hocası vardı. Bu okula veriliş, rahmetli babasının, annesinin hatırını
kırmamak için katlandığı bir zaruretti. Aralarındaki anlaşmaya göre bir
kaç gün sonra Mustafa buradan alınmış ve Selânik'in şöhretli hocası ve
mürebbisi Şemsi Efendi'nin(9) yeni metodla elifba öğretimi yaptığı özel
okula yazdırılmış ve esas öğrenimine burada başlamıştır. Elimizde bu döneme
ait herhangi bir belge bulunmadığı için küçük Mustafa'nın ilk okula başlayış
tarihini ve yaşını kesin olarak bilmiyoruz. Herhalde altı yaşını bitirmiş
olması gerekir. Mustafa okuyup yazmayı burada öğrenmiş, babasının ölümüne
kadar, sonradan birleştiği "Feyziye" okulu ile sekiz sınıflı
bir hale gelen ve Rüştiye kısmını da ihtiva eden bu okulun sınıflarını
muntazaman takip etmiştir. Ele geçen resmî bir belgeye(10) göre Mustafa'nın
babasının, 28 Kasım 1898'de öldüğü anlaşılmış bulunuyor. Buna dayanılınca
Mustafa'nın bu sırada on iki yaşında olması ve Rüştiye sınıflarına kadar
yükselmiş bulunması gerekmektedir.
Ali Riza Efendi'nin ölümünden sonra, Zübeyde Hanım'ın
çocuklarını alarak kardeşinin Langaza'daki çiftliğine gidişi, Mustafa'nın
öğrenim hayatına bir ara vermiştir. Onu burada civardaki Rum okuluna yollamayı
düşünmüşler, istememiş; çiftliğin yazıcısı Karabet'in derslerinden de
memnun kalmamıştır. Öğrenmek ve yetişmek imkânlarından mahrumiyetin verdiği
huzursuzlukla bunaldığı görülen bu istidatlı çocuğu, annesi nihayet okula
devam etmek üzere Selânik'e bir akrabanın yanına yollamak zorunluğunu
duymuştur.
Selânik'e dönüşü ve evlerine çok yakın bir yerde olan Mülkiye Rüştiyesine
girip bir müddet buraya devam edişi hakkında da kendisinin ve mahalle
komşusu ve o bu okulda sınııfdaşı Mehmet Somer Bey'in(11) naklettiklerinden
başka bir şey bilmemekteyiz. Yalnız şu kadar ki, babası 1893 Kasımında
öldüğüne göre o kışı ve onu takip eden baharı Langaza'da geçirmiş olduğuna
ve o vakitki usule göre okullar Hicrî seneye göre Recep ayında imtihanlar
yapılamak ve Şevval başlarında derslere başlanmak suretiyle öğretim yaptıklarından,
Hicrî 1311 senesinin Şevval'i, 1894 senesinin Nisan ayına rastladığına
bakılarak, Langaza'da altı aydan fazla kalmadığı anlaşılmaktadır.
Mülkiye Rüştiyesinde Müdür Muavinliği de yapan ve Kaymak
Hâfız diye anılan Hüseyin Efendi'nin, bir sınıf disiplinsizliğine sebep
olduğu ve haksızlığa baş eğmediği için Mustafa'yı dövmesi, velev hocasından
bile olsa tokat yemeyi insanlık haysiyet ve vekarına yediremeyen Mustafa'nın,
büyük annesi tarafından çok geçmeden bu okuldan çıkarılmasına sebep olmuştur.
Haksızlığa ve değersizliğe daima isyan eden Mustafa Kemal'in, gerçek hocalarına
olan saygı ve bağlılığını gösteren örnekler ise onun hayatında pek çok
görülmektedir.
Mustafa asker olmak istiyordu. Mahallesindeki komşuları
arasında da bir çok subaylar vardı. Sabah akşam kışlalara vazifeye gidip
gelen yüzlerce subayın geçtiği cadde, evlerinin penceresinden görülecek
kadar yakınlarında idi. Bunun için de Askerî Okula girmesi ve o sistem
içinde yetişmesi gerekiyordu. Annesi ise her nedense onun asker olmasını
istemiyordu. O bu işi, bir oldu bitti ile halletti ve habersizce giderek
imtihanla Selanik Askerî Rüştiyesine yazıldı. Geçirdiği imtihanda sağladığı
başarıya bakarak onu, o tarihte öğrenim süresi dört yıl bulunan bu okulun
üçüncü sınıfına almışlardı. Bunun da tarihini kesin olarak bilemiyoruz.
Herhalde dördüncü sınıfa 1895 Ocak ayında geçtiğine göre, dersler kesilmeden
en az beş altı ay önce bu okula girdiği düşünülürse, bunun 1894 Temmuz-Ağustos
aylarında olması gerekmektedir.
Mustafa'nın bu okulu Mithat Paşa caddesinde, yeni ve
oldukça güzel bir binaya sahip bulunan, muntazam ve disiplinli bir müessese
idi. Dersleri ihtisas esasına göre okutan ve çoğunluğunu subaylar teşkil
eden bir öğretim ve idare kadrosuna sahipti. İlk gençlik çağındaki iki
yüz küsûr üniformalı subay adayı, tam bir disiplin içinde orta öğrenimle
birlikte ilk askerlik eğitimlerini de burada görmekte idiler. Mustafa
pek çabuk hocalarının ve okul idarecilerinin dikkatini çeken seçkin bir
öğrenci olarak kendisini çevresine tanıtmıştı. Okulun matematik öğretmeni
Yüzbaşı Mustafa Bey'in(12) genç öğrencisindeki büyük istidat ve olgunluğu
teşhis ederek ona taktığı yeni adla tarihin malı olan "Mustafa Kemal",
bu okuldan sınıfının kırk mevcudu arasında dördüncü olarak 1896 Ocak ayında
ve onbeş yaşında mezun olmuştur. Bitirme imtihanında yalnız İslâm tarihinden
45 üzerinden iki numara noksan almak suretiyle bütün derslerden tam numara
aldığını gösteren resmî kayıtlar, Harb Okulumuzun arşivinde bulunmaktadır.
Selânik Askerî Rüştiyesinde Mustafa Kemal'e özel ilgi gösteren ve onu
takdir eden öğretmenlerden biri de Fransızca öğretmeni Yüzbaşı
Nakiyüddin Bey'dir(13). Atatürk'ün sonradan birlikte
Selânik'te Vatan
ve Hürriyet Cemiyeti şubesini kurdukları ve Meşrutiyetin ilânı için Adbdülhamit
idaresine karşı Selânik'te İttihat ve Terakki gizli teşkilâtında beraber
çalıştıkları bu ihtiyar hocasını da nasıl unutmadığını kendisine gösterdiği
ilgi ve yakınlıktan anlamaktayız.
Mustafa Kemal'in öğrenim hayatının bu döneminde sadece
okul çalışmalariyle yetinmediği, bilgisini genişletmek, kültür seviyesini
yükseltmek için o günün şartları içinde, çevresinde çıkan yayımları takip
ettiği, yarışmalara katıldığı da görülmektedir. O tarihlerde Selanik'te
ileri fikirli bir kaç öğretmen ve yazar "Çocuklara Rebher" adı
altında haftalık bir dergi çıkarmaktadırlar(14). Arı Türkçe dâvasının
öncülerinden olan bu derginin bir çok sayılarında fen ve matematik konularında
yapılan yarışmaları başaranların başında Askerî Rüştiye son sınıf öğrencilerinden
Mustafa Kemal isminin görülmesi, onun geniş kültürünün ve sonsuz okumak
ve öğrenmek aşkının, daha çocuk sayılabileceği yaşlarda dahi var olduğunu
bize anlatan bir tanıktır. Türk dilini öz benliğine kavuşturmak ilhamını
ilk defa bu dergideki yazılardan almış olduğu da düşünülebilir.
Mustafa Kemal Rüştiyeden sonra Lise öğrenimini yapmak
üzere bağlı olduğu bölgenin Askerî İdadisine, Manastır'a gitmiş ve burada
yatılı ve daha üstün dereceli bir okulun hayat ve öğretim şartlarına intibak
etmiştir. Sınıf arkadaşlarını yalnız Selânik'tekiler değil, Üsküp'ten,
İpek'ten, İşkodra'dan, Yanya'dan ve Manastır'dan Askerî Rüştiyeleri bitirerek
gelen öğrenciler teşkil etmektedir ki, böylece çeşitli mizaç, karakter
ve seviyede genç insanla tanışmak, anlaşmak ve sevişmek ve onlara kendini
kabul ettirmek hususunda Mustafa Kemal'in üstün vasıflarının burada da
büyük bir rol oynadığı şüphesizdir. Mustafa Kemal'in Îdadî sınıf arkadaşları
arasında bulunan şair ve hatip Ömer Naci'nin, onun edebiyata merakını
nasıl körüklediğini ve kitabet hocaları Alay Emini Mehmet Âsım Efendi'nin
de, bu iş senin asker olmana mıâni olur diye, bu meyli nasıl kösteklediğini
Mustafa Kemal'in bu devre ait hatıratından öğrenmekteyiz.
Mustafa Kemal'in okulda öğretilenle yetinmiyerek daha
iyi bir Fransızcaya sahip olabilmek için, yaz tatillerinde Selânik'e annesinin
yanına geldiği zamanlar, Tophane'deki, hâlâ faaliyetine devam etmekte
olan ve 1888'de kurulmuş bulunan, "College des Freres de la Salle"in
özel kurlarına devam ederek Fransızcasını takviyeye çalıştığını da yine
kendisi bize nakletmektedir. 1959 sonbaharında okulun eski kayıtları arasında,
belki kendisine ait bir iz bulunur ümidiyle, ziyaret ettiğim bu okulun
ikinci müdürü Frere George, işgaller sırasında eski kayıtların kâmilen
yok olduğunu, fakat 1941 de 92 yaşında ölen ve Mustafa Kemal'e bizzat
hocalık yapmış bulunan Frere Rodriguez'in, Mustafa Kemal'i çok iyi hatırladığından
ve subay olduktan sonra da zaman zaman kendisinden ders almıya geldiğinden;
gayet ciddî, zeki ve çalışkan ve elinde daima kitap bulunan bir genç olarak
hâfızasında iz bıraktığından sitayişle bahsettiğini ve vakitsiz ölümünden
çok üzüldüğünü söylemiştir.
Mustafa Kemal'in Manastır İdadisindeki hocalarından
ve ondaki tarihe merak ve sevgiyi beslemekte rolü bulunduğu da bizzat
Atatürk tarafından ifade edilmiş bulunan Topçu Kolağası Mehmet Tevfik
Beyi(15) de bu vesile ile saygı ile anmak bir borçtur. Süleyman Hüsnü
Paşa'nın tarih anlayışına göre yetişen bu zat, devrinin dar Osmanlı tarihçiliği
görüşünden uzak ve Türk tarihini bütün genişliği ve eskiliğiyle kavramış
ve öğrencilerine dersini sevdirerek esaslı bir tarih kültürü vermiş öğretmenlerimizden
biridir. Atatürk bu değerli hocasına da beslediği şükran ve minneti göstermiş,
onu da henüz dershaneden ayrılamamış olduğu hayatının son yıllarında,
Milletvekili adayı göstererek, Büyük Millet Meclisinde de yer almasını
sağlamıştır(16). Mustafa Kemal'in Manastır İdadisi öğrenciliği dönemi
1897 Türk-Yunan savaşının cereyan ettiği, millî hisler geçici bir zaferle
kamçılandıktan sonra, İkinci Abdülhamid'in büyük devletler önünde baş
eğerek kazanılan galibiyeti mağlubiyete çevirdiği günleri de içine alır
ki, yaşanmış bu tarihî ibret dersinin yetişme çağındaki bu genç üzerinde
ne derin izler bırakmış olduğundan da bir an şüphe edilemez.
Manastır Askerî İdadisinde Mustafa Kemal'in ilk seneye
ait öğrencilik hayatı hakkında, resmî bir belgeye sahip değiliz. Fakat
1897 Aralık ayında ikinci sınıftan üçüncüye geçerken yalnız kitabetle
Fransızcadan 45 üzerinden birer notunun kırık bulunduğunu ve 52 mevcut
arasında üçüncü olarak sınıf geçtiğini, 1898 Kasım ayında da okulu her
dersten tam numara almak suretiyle ve 54 mevcutta ikinci olarak bitirip
idadi diploması aldığını gösteren kayıtlar Harb Okulumuzun arşivinde bulunmaktadır(16).
Böylece o' 18 yaşına henüz basmış bulunduğu bir çağda İstanbul'a, devlet
merkezine gelmiş ve Pangaltıdaki Tarihî Okula, Mekteb-i Harbiye'ye 1283
apolet numarasiyle 13 Mart 1899' da yazılmıştır.
Mustafa Kemal'in Harbiye hayatı, üç sene sürer. Bu devreden
bize kalmış olan en değerli hâtıra, onun okula kaydolunduğu gün kayıt
defterine işlenen çiçek künyesidir ve bu şahsî hukuku yönünden elde mevcut
belgelerin en eskisidir. Sözü geçen ve 1315 duhullülere mahsus künye defterinin
"Manastır İdadisinden vürut eden şakirdan" başlığı altındaki
kısımda :
Selânik'te Koca Kasım Paşa Mahalleli Gümrük Memurlarından
müteveffa Âlî Riza Efendinin mahdumu uzun boylu beyaz benizli 96
şeklinde yazılı olan bu kayıtta, onun Harb okuluna giriş tarihi 1 Mart
1315 (13 Mart 1889), çıkışı 28 Kânunu Sani 1317 (10 Şubat 1902) olarak
görülmektedir. Harb Okulunun ilk smıfinda geçirdiği seneye ait kayıtlar
maalesef kaybolduğundan bu seneki durumu hakkında bir şey bilmiyoruz.
Yalnız kendisi hâtıratında İstanbul'da geçirdiği bu ilk seneyi "Birinci
sınıfta saf gençlik hayallerine tutuldum. Dersleri ihmal ettim. Senenin
nasıl geçtiğinin hiç farkında olmadım. Ancak dersler kesilince kitaplara
sarıldım" samimî itirafiyle değerlendirmektedir ki, onun gençliğin
en buhranlı bir devrinde bile nefsine hâkimiyetini gösteren bu davranışı
hayranlıkla dikkati çekmektedir. Fakat ikinci sınıfta Mustafa Kemal'in
kendi kısmında dördüncü ve 460 mevcutlu sınıfı içinde de yirminci olarak
sınıf geçtiğini ve notlarının genel olarak tam olduğunu görüyoruz. Son
seneyi de mevcudu 459' a inen sınıfının sekizincisi olarak bitirmiş ve
(piyade 1474) sicil numarasiyle ve Teğmen rütbesiyle sekiz sene önce Selanik'te
içini yakan bir ateş sevgiyle ulaşmak istediği gayeye varmış, Türk Ordusunun
şerefli bir subayı olmuştur. Henüz yirmi bir yaşındadır. Ve üç seneden
beri yalnız izin günlerinde taşıdığı kılıcı, artık mesleğinin en yüksek
ve şerefli rütbesine, Mareşalliğe yükselinceye kadar taşıyacaktır.
Memleketin hemen her köşesinden toplanmış aydın bir
gençliği, derin bir vatan sevgisi ve meslek aşkiyle tek bir bayrak altında
memleketin varlığını korumaya hazırlayan bu Ocak, o dönemde II. Abdülhamid'in
en çok çekindiği, ürktüğü müesseselerin başında gelmektedir. Sarayın bu
şüphe ve vehmi de pek yerindedir. Çünkü Mustafa Kemal ve arkadaşları memleketin
içinde bulunduğu kötü durumu, bozuk ve keyfî idareyi bütün iğrençliğiyle
görüp bilmekte ve onu devirmek için, 1876' da olduğu gibi sadece kendilerine
"Haydi çocuklar!" diyebilecek bir Süleyman Paşa beklemektedirler.
Namık Kemal'in, Abdülhak Hâmid'in gizli gizli elden ele dolaşan kitapları
koridor köşelerinde, geceleri yatakhane lâmbasının kör ışığı altında okunmakta
ve kulaktan kulağa gazetesi ile veya bahçenin bir köşesinde çevrilen bir
arkadaş halkasının güven ve samimiyeti içinde, dertler ortaya dökülmekte
ve çok defa genç Mustafa Kemal'in bu gibi toplantıların güzel konuşan
hatiplarinin başında geldiği dikkati çekmektedir.
Harb Okulunu üstün derecelerle bitirenler, o zaman uygulanan
rejime göre, yine aynı çatı altında bulunan ve bugünkü Harb Akademisine
esas teşkil eden Erkânı Harbiye sınıflarına üç sene devam ederek ve ilk
sene imtihanını verince Üstteğmenliğe yükselerek Okulu bitirince de Yüzbaşı
rütbesiyle Kurmay olurlar veya bu hizmetlerde de yardımcı görev alabilecek
"mümtaz"lar sınıfını teşkil ederlerdi. Mustafa Kemal'in sınıfından
da 37 genç böylece sözü geçen sınıfa ayrılmış ve Onun için yeni bir öğrenim
safhasıbaşlamıştı.
Bu dönemde Mustafa Kemal'in bir yandan meslekî bilgilerini
geliştirirken, bir yandan da günün meseleleri üzerinde arkadaşlarıyla
düşünerek ve tartışarak, kendisini geleceğin büyük problemlerini çözmiye
hazırlamakta olduğunu görmekteyiz. Hayatının bu günlerini Profesör Bayan
Âfet İnan, şu satırlariyle pek güzel canlandırmaktadır(17).
"Harb Akademisinin mahdut sayıda olan genç subay
talebeleri, yeni hür fikirler etrafında toplanmakta, hattâ el yazısiyle
bir de gazete çıkarmaktan çekinmemektedirler. Binlerce Harb Okulu talebesine
hitabeden bu yazılar, bizzat Mustafa Kemal'in kaleminden çıkmakta ve bu
gizli teşekkülü de o idare etmektedir. Bu hal mektep idaresi tarafından
haber alınmakla beraber, kendilerine karşı cezaî tedbir yapılmadığını
ve müsamaha ile karşılandığını bizzat Mustafa Kemal, hâtıratında itiraf
etmiştir. O üç yıllık talebeliği esnasında anlayışlı, zeki ve çalışkan
bir uzuv olarak hocalarının takdirini ve dikkat nazarlarını çekmiştir.
Ancak o kendi benliğinde mânevi huzursuzluk içinde idi. Mâna ve mahiyetini
bir türlü anlıyamadığı duyguların tesiri altında, küskün, kederli ve içinden
gelen bir isyan duygusu ile dolu bir halde yaşıyor, okuyor, ne bulursa
okuyor ve yazıyordu. Hocalarının verdiği askerî problemleri halletmiye
çalışırken, âdeta istikbalin meydan muharebelerini idare eden bir kumandan
edasındadır".
Onun "Gerilla" konusundaki(18) dersi, amelileştiren
bir problemi, tabiye hocaları Nuri Bey'den isterken, 15 yıl sonra İstiklâl
Savaşında uygulayacağı bir taktiğin ön sezisini duyduğunu kabul etmekte
asla tereddüt edilemez sanırım. Nitekim O, on yıl sonra Çanakkale'de Anafartalar
Kahramanı olarak tarihimizde san aldı ve on yedi yıl sonra da Dumlupınar'da
düşmanı yok eden orduların Başkomutanlığını yaptı.
Mustafa Kemal'in Akademi sınıfı, öğrenim devrelerini
11 Ocak 1905' de tamamlamış ve 13'ü Kurmay, 24' dü Mümtaz olarak diploma
almışlar ve ordu saflarına katılmışlardır.
Yüzbaşı Mustafa Kemal, üstün başarılı notlarla bu kalabalık
sınıfin beşincisi olarak 24 yaşında hayata atılmıştı. Fakat vatanına ve
milletine hizmet etmek, insanlığın şerefi sayılmak, dünyanın ölmezlerinden
biri olmak imtihanında o, her anlamiyle birinci olmuştur.
Atatürk'ün hayatına ait hâtıralar ve belgeler arasında,
onun öğrenim hayatından kalmış olanlar Harb Okulundaki bir iki defterden
ibaret bulunmaktadır. Ve bunun dışında hemen yok denilebilecek kadar azdır
ve vaktinde de toplanamamıştır. Bundan sonra elde edilmesi ihtimali de
pek zayıftır. Bununla beraber Türk Devrim Tarihi Enstitümüzden bu alanda
devamlı ve plânlı bir gayret beklemek, Atatürk'ün aziz hâtırasını, büyük
bir bağlılıkla ve bütün dünya milletleriyle beraber andığımız ölümünün
bu yirmi beşinci yıldönümünde, kuvvetle duyduğumuz bir istektir.
Atatürk'ün ilmî hayatiyle ilgili bu yazımı, onun öğrenciliği
ile değil fakat öğretmenlik sıfatı ile ilgili olan ve büyük zaferden sonra
Türk ilim çevrelerinin büyük kurtarıcıya duyduğu minnet
ve şükranın bir ifadesi olarak, 19 Eylül 1338 (1922) tarihinde kabul edilen,
fakat sonraları her nasılsa unutulan "Darülfünun Edebiyat Fakültesi
Fahrî Müderrisliği" payesine ait diploma, törenle Mustafa Kemal'e
verilirken, Harb Okulunda kendisinin eski Fransızca hocası, Türk
Tarih Kurumu'nun kurucu üyelerinden ve İstanbul Darülfünunu
Müderrislerinden rahmetli Necip Asım Bey'in(19) söylediği sözlerle
bitirmek istiyorum.
Bu hususta İstanbul Üniversitesince alınmış olan kararın
metni de şudur :
"İstanbul Darülfünunu Edebiyat Medresesi Meclis-i Müderrisini on
dokuz Eylül üç yüz otuz sekiz tarihinde, akdettiği içtimada millî mücadelenin
büyük kahramanı ve yeni Türk devletinin müessisi olan Başkumandan ve Gazi
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine, Türk milletinin ve Türk harsının istiklâlini
müeyyit ve İslâm kavimlerinin halâsına müteveccih olan tarihî mesaisini
takdir ve tebcil ettiğinin bir delili olmak üzere Edebiyat Medresesi,
Fahrî Müderrislik unvanını tevcihe müttefikan karar vermiştir".
Bu payenin diploması, Fakülte Profesörlerinden kurulu
bir heyet(20) tarafından kendisine, heyete başkanlık eden Prof. Necip
Asım tarafından söylenen aşağıdaki nutukla sunulmuştur :
Paşa Hazretleri,
Cihan Harbi neticesinde Sevr muahedesiyle kolu kanadı kırılan
Türkiye'yi kurtarmak için celâdet meydanına atıldınız. Her türlü
yokluk içinde hârikalar icadettiniz. Sözünüzü yerine getirdiniz, hür
ve müstakil bîr Türkiye yarattınız. Bu hârikaların mübdi'ine bir çok
hem de muhik unvanlar vermekle millet zat-ı âlilerini en yüce mertebelerde
tebcil eyledi, işte Darülfünun Edebiyat Medresesi de (21)
düsturuna istinat ederek, size rütbelerin en yücesini,
Müderris payesini tevcih etmekle muhik ve ulvi bir vazife ifa eylediğine
kanidir. Öteden beri teveccühleriyle müftehir olan Darülfünun, bundan
böyle de kendi ailesine kazandığı zatın feyz ve dehasıyle iftihar eder.
9- Biyografisi için bakılablilir: Atatürk'ün İlk Öğretmeni Şemsi Efendi
ve Okulu - Faik Reşit Unat, Eğitim, Sayı: 3 S. 38-42 ( Mart 1963, Ankara);
Bizim Selânik'te Bir Gezinti- Ali Canip Yöntem, Yayın Tarihimiz, C. I,
S. 328, İstanbul 1962.
10- Kız kardeşi Makbule Hanıma ilk kocasından ayrıldıktan sonra babasından
aylık bağlanmasına ait dosyada Ali Rıza Efendi'nin Çayağzı Rüsumat Memuru
iken bu tarihte ölmüş olduğu gösterilmektedir.
11- T.B.M. Meclisinin Dördüncü ve Beşinci Dönemlerinde Kütahya Milletvekili.
12- Harb Okulunun 1297 (1882) yılı mezunlarından Üskülüp Mustafa Sabri
Bey.
13- Cumhuriyet yıllarında Üçüncü Devrede Elazığ ve Dördüncü, Beşinci devrelerde
Muş'dan Milletvekili seçilen Nakiyüddin Yücekök (1866-1945).
14- Mustafa Kemal Selânik Rüşdi-i Askerî Mektebi Son Sınıf Talebesi İken
- Ali Ulvi Elöven, Uludağ, Sayı 18. Ekim 1932, Bursa.
15- T.B.M. Meclisinin Beşinci Döneminde Diyarbakır milletvekili seçilen
Türk Tarih Kurumu üyelerinden Tevfik Bilge (1865-1945).
16- Her dersten almış olduğu notlar hakkında daha geniş bilgi için şu
yazıya bakılabilir. Atatürk'ün Öğrencilik Hayatına Ait Bazı Notlar - Faik
Reşit Unat, Devrim Gençliği, Sayı: 17, S. 10-11, Kasım 1953, Ankara
17- Atatürk Hakkında Hâtıralar ve Belgeler, S.9, Ankara 1959.
18- Gerilla Hakkında İki Hatıra - Âfet İnan, Belleten, Sayı: I, S. 10-14,
1 Ocak 1937, Ankara.
19- T.B.M. Meclisi 3-5 inci dönemlerinde Erzurum Milletvekili Necip Asım
Yazıksız (1861-1935).
20- Atatürk'ün Tarihçiliği ve Fahri Profesörlüğü Hakkında Bir Hatıra -
Şemsettin Günaltay, Belleten, Sayı: 10, S. 273-274, 1 Nisan 1939, Ankara;
Hakimiyet-i Milliye, 24 Haziran 1923.
21- "İlim rütbesi rütbelerin en yücesidir." (Arap atasözü).
FAİK REŞİT UNAT
ATATÜRK KONFERANSLARI
1963 1, 2. Baskı 1991, Türk Tarih Kurumları Yayınları

|