Bakan Yılmaz, Anadolu Ajansı Editör Masası’na konuk oldu
Bakan Yılmaz, Anadolu Ajansı Editör Masası’na konuk oldu

Bakan Yılmaz, Anadolu Ajansı Editör Masası’na konuk oldu

Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Anadolu Ajansı Editör Masası’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bakan Yılmaz, Anadolu Ajansı Editör Masası’na konuk oldu

Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, "Halkoyuna sunulacak anayasa değişikliği ile daha demokratik bir sistem gelecek. Bu anayasa reformuyla istikrar gelecek Türkiye´ye. Bu reformla birlikte uzlaşma gelecek. Uzlaşma da toplumda huzuru sağlar." dedi. "Referandumda ´evet´ çıkması ve cumhurbaşkanlığı sisteminin hayata geçmesi halinde Türk toplumunun hayatında neler değişecek? Seçmenle bir araya geldiğinizde bu sistemin gerekliliğini hangi tezlerle anlatacaksınız?" sorusu üzerine Yılmaz, dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan´ın bu hafta içinde kararını vereceğini açıkladığını anımsattı. Yılmaz, referandumun yapılacağı tarihe ilişkin ise "Eğer diyelim ki bugün imzalarsa muhtemelen 9´unda ama bir iki gün sonra imzalarsa cuma veya cumartesi, o zamanda ayın 16´sında. İki tarihten birisi 9 Nisan veya 16 Nisan." açıklamasında bulundu.

 

Değişiklikle seçimden çıkılan günün ertesi gününde Türkiye´yi kimin yöneteceğinin belli olacağına işaret eden Yılmaz, bir bilinmez sürecinin olmayacağına vurgu yaptı. "Bu seçim sisteminde artık ertesi gün ülkeyi kimin yöneteceği belli. Çift başlılık ortadan kalkacak. Daha da önemlisi bence Türkiye´de barışı, kardeşliği, huzuru artıracak. Bu toplum bundan sonra kavgacı olanı istemez, kutuplaştırıcı olanı istemez. Sadece ´küçük olsun, benim olsun´ yani hizip anlayışı ile millete bakanları kesinlikle istemez. Dolayısıyla milletin tamamını kuşatan, mümkün olduğu kadar tabii kuşatan, uzlaşmaya açık, ülkesini ileriye taşımış, güçlü bir lider isteyecektir." değerlendirmesini yaptı.

 

"15 Temmuz´u anlamadan, bu değişikliğin neden yapıldığını anlayabilmek mümkün değil"

Bakan Yılmaz, "güçlü lider" sözünü açıklarken de 15 Temmuz darbe girişimini hatırlattı. "15 Temmuz´u anlamadan, bu değişikliğin neden yapıldığını anlayabilmek de mümkün değil." diyen Yılmaz, girişim günü kendisinin başbakanlıkta olduğunu söyledi. Herkesin "ne olacak?" diye beklediğini belirten Yılmaz, "Birisinin kalkıp karar vermesi lazım. Hem de çok cesur bir şekilde. İşte birisi kalkıyor diyor ki ´halktan daha büyük bir güç ben görmedim. Milletimizle beraber sokaklardayız, meydanlardayız, kim ne yapacaksa gelsin, millete karşı yapsın, millet de gereğini yapsın´ dedi. 15 Temmuz´u anlamadan, güçlü lider ihtiyacı ortaya çıkmadı." dedi.

 

"İyi kaptan fırtınalı günde anlaşılır"

İyi kaptanın fırtınalı günde anlaşılacağını dile getiren Yılmaz, 15 Temmuz´un Türkiye´nin çok iyi bir kaptana ihtiyacı olduğunu gösterdiğini söyledi. Aslına bakıldığında bu anayasanın yeni bir şey de getirmediğine dikkati çeken Yılmaz, herkesten şu anda anayasada var olan cumhurbaşkanı yetkilerine bakmalarını istedi. Anayasanın 8´inci maddesinde "yürütme yetkisi ve görevi cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu tarafından yürütülür" dendiğini aktaran Yılmaz, bunun "iki başlılık" anlamına geldiğini ifade etti. Yeni düzenlemenin iki başlılığı ortadan kaldırdığını bildiren Yılmaz, 104´ncü maddede ise "cumhurbaşkanı devletin başıdır" dendiğinin altını çizdi. Cumhurbaşkanının gerekli gördüğünde bakanlar kuruluna başkanlık etmek, milletler arası antlaşmaları onaylamak, genelkurmay başkanını atamak, MGK´yı toplantıya çağırmak, af yetkisi gibi görevleri bulunduğunu hatırlatan Yılmaz, ayrıca cumhurbaşkanının başbakanın belirlediği isimler arasından bakanları atama yetkisi olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanının her yaptığı işlemin yargı denetimine açık hale getirildiğine vurgu yapan Yılmaz, yeni sistemin daha demokratik olduğunu kaydetti.

 

“Anayasa değişikliği iki başlılığı ortadan kaldıracak”

Bakan Yılmaz, "Halkoyuna sunulacak anayasa değişikliği ile daha demokratik bir sistem gelecek. Bu anayasa reformuyla istikrar gelecek Türkiye´ye. Bu reformla birlikte uzlaşma gelecek. Uzlaşma da toplumda huzuru sağlar. Yaptığımız hiçbir yenilik yok. Eğer siz 2007 değişikliğini yapmışsanız, bu noktaya gelmeniz kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu yapılan işlem 2007´nin devamıdır." açıklamasını yaptı. Türk milletinin zeki olduğunu dile getiren Yılmaz, vatandaşın en doğru kararı vereceğini bildirdi.

 

Bakan Yılmaz, "Anayasa değişikliği konusunda, ´rejimin değiştiği ve Meclis´in ortadan kaldırıldığı´ iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna, "Kesinlikle doğru değil. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini getiriyoruz. Anayasayı okusunlar, anayasa ile mevcut düzenlemeyi karşılaştırsınlar, yeni bir yetkinin verilmediğini görecekler." diye konuştu. Anayasa değişikliğiyle iki başlılığın kalkacağına, daha demokratik bir yönetimin olacağına, halktan daha fazla güç alacak bir yönetimin oluşacağına işaret eden Yılmaz, "Rejim değişecek" iddialarının kesinlikle doğru olmadığını belirtti.

 

Bakan Yılmaz, Cumhuriyetin kurulmasının üzerinden 94 yıl geçtiğini, bu süre içinde 65 hükümetin göreve geldiğini anımsatarak, 1,5 yıldan daha az süreye bir hükümetin düştüğüne dikkati çekti. Bu hükümetlere "Güçlü hükümet" denemeyeceğini, bunların vesayet makamlarından güç almaya çalıştığını ifade eden Yılmaz, gerçek gücün halk olduğunu, halkın kendi iradesinden güç verdiğini kaydetti. Meclis’in yasama yetkisinin bulunduğunu değişiklikle bu yetkinin alınmadığını anlatan Bakan Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: "Mevcutta Bakanlar Kurulu´nun tasarı sunma, milletvekilerinin kanun teklifi sunma hakkı var. Ancak düzenlemede tasarı çıkıyor. Cumhurbaşkanının bütçe ve kesin hesap hariç hiçbir kanun sunma yetkisi yok. Eğer bu ülkenin kanuna ihtiyacı varsa kimin sunması lazım? Milletvekilleri sunacak. Kanun çıkarılması konusunda TBMM´den alınmış bir yetki var mı? Hayır. Peki kaygı ne? Kaygı vesayet rejimi. ´Burada güçsüz başbakanlar olsun, güçsüz başbakanlar olunca, kendilerine güç vehmettikleri bazı alanlarla ittifaklar yapabilsin´. İşte bu ittifak ortadan kalkacak."

 

"Cumhurbaşkanına yeni bir yetki verilmiyor, sorumluluk getiriliyor”

"Rejim değişiyor" söyleminin doğru olmadığını ifade eden Yılmaz, "Cumhurbaşkanına yeni bir yetki verilmiyor, mevcut yetkisini kullanıyor. Bunun dışında, cumhurbaşkanına sorumluluk da getiriliyor. Eskisinde sorumluluk var mı? Eskisinde hiçbir sorumluluk yok. Yetki var, sorumluluk yok. Yeni sistemde, yetkisi var ama sorumluluğu da var." dedi. Bakan Yılmaz, yeni sistemde Meclis´in de cumhurbaşkanının da seçime gitme kararı alabileceğini belirterek, şu değerlendirmeleri yaptı: "İnşallah bu yapılan değişiklikle milletin önü açılacaktır. Ezanın orijinali Arapça, değişiklik yapılıyor ´Arapça ezan okunmaz´ diyerekten. Menderes hükümeti gelince ilk yaptığı şeylerden birisi Türkçe ezan okumak mümkün, Arapça ezan okumak da yasak olmaktan çıkarılıyor. Ceza vardı, o cezayı kaldırıyor. Ezan serbest bırakıldı cümlesi o. Bu yapıldığında, ´rejim elden gidiyor´ denildi.  4 artı 4 artı 4´e giderken de ´hukuk devletine aykırıdır´ denildi. Başörtüsüyle ilgili konu da..."

 

“Türkiye´yi çok daha aydınlık günler bekliyor”

Yılmaz, 80 milyonun tamamının bu ülke üzerine aynı hakkının olduğunu vurgulayarak, "Hiçbir kimsenin bir diğerinin üzerinde üstünlüğü, imtiyazı yoktur. Bu anayasada vardır. CHP kendisinin var olduğunu sandığı, vehmettiği imtiyazının devam etmesini istiyor. Dolayısıyla bu doğru değildir, inşallah çok daha aydınlık günler Türkiye´yi beklemektedir." dedi. Bakan Yılmaz, yapılması planlanan değişikliğin doğru olduğuna işaret ederek, bir daha zaman kaybına uğramamak, milletten başka güç odaklarıyla bir ilişki veya ittifak kurmamak için yeni anayasaya "evet" dediklerini aktardı.

 

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk´ün müfredattan çıkarıldığı iddiası doğru değil"

Yeni müfredat taslağına yönelik yapılan eleştirilerin hatırlatılması ve "Atatürk ve İsmet İnönü´ye ilişkin konuların sadeleştiği söyleniyor, doğru mu? Evrim teorisi müfredattan çıkartıldı mı?" diye sorulması üzerine Bakan Yılmaz, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetimizin kurucusu, ilk Meclis başkanı, İstiklal Savaşı´nın başkomutanı. Bizim bunlarla ilgili milletimize, gençlerimize, evlatlarımıza öğretmek bizim asli vazifemiz. Dolayısıyla ´Gazi Mustafa Kemal Atatürk´ün müfredattan çıkarıldığı´ sözü doğru değildir." diye konuştu.

 

İstiklal Savaşı´nın aşamaları, Birinci ve İkinci İnönü Savaşları anlatılırken, İsmet İnönü´den bahsetmemenin mümkün olamayacağını vurgulayan Bakan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye Cumhuriyeti´nin bağımsızlığını sağlamış Lozan Antlaşması, Lozan´ın komisyon başkanlığında İsmet İnönü var. Lozan´dan bahsedeceksiniz, İsmet İnönü´den bahsetmeyeceksiniz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk rahmetli oldu, ikinci cumhurbaşkanı seçilecek. Eskiden Atatürk ile birlikte tarih biterdi, biz daha, 15 Temmuz´u da müfredata koyuyoruz. Dolayısıyla 2016´ya kadar bu süreç devam ediyor. İkinci cumhurbaşkanının kim olduğunu söylüyoruz ve demokrasiye geçiş. 1946, 1950 seçimleri var, demokrasiye geçiş de, bu da Cumhuriyetin taçlanmasıdır. Bundan bahsederseniz, İnönü´den bahsetmemek olur mu? İnönü´den bahsediliyor, Atatürk´ten. Hiçbir sıkıntı yok. Öğrenilmesi, sadece genel bir öğretim devresi, birinci sınıfta müzik dersinde de Atatürk var, Atatürk´ün sevdiği şarkılarla ilgili. Her bölümde Atatürk ile ilgili var, hayat dersinde de var, Atatürkçülük dersi de var."

 

Müfredattan bu konularla ilgili bir şeyin çıkarılmadığını kaydeden Bakan Yılmaz, "Bütün bunların hepsi önleyici propaganda." diye konuştu. Eski müfredatın eleştirildiğini hatırlatan Yılmaz, "Hadi bu eleştiri getirdiğini düzeltelim dediğimizde onu da eleştirdi. Bu sadece önleyici propaganda, doğruyla alakası yoktur." ifadesini kullandı.

 

"Her şeyi öğrencinize öğretebilmek mümkün değil"

"Müfredattan evrim konusunun çıkarıldığı"na ilişkin söylemlere yönelik ise Yılmaz,  "Evrim konusuyla ilgili belki yüzlerce, binlerce teori var. Biz hepsini vermek durumunda değiliz. Onu çok net söyleyelim. Ancak doğa tarihi bölümünü çıkardık, doğa tarihi bölümünde bunlar bahsedilmeyecek ama detaylar üniversitede, lisans düzeyinde pekala evrim konusu işleniyor. Onda hiçbir şey yok." diye konuştu.

 

Canlı organizmalara benzettiği müfredatların zamanın ruhunu yakalamasının önemine değinen Yılmaz, şu değerlendirmeleri yaptı: "Zamanın ruhunu yakalayabilmek lazım. Zamanın ruhunu yakalayamazsan toplumu gündemin dışında tutarsın. Yeni müfredatta her öğrenilen şeyi öğrencinin veya insanın hayatına etki etmesi, faydalı olması lazım. Öğrencinin faydasına olmayacak, bu insanı, toplumu, milleti 21. yüzyıla taşımayacak gereksiz tekrarlardan, lüzumsuz bilgilerden arındırmak lazım. ´Efradını cami ağyarını mani´ derler ya. Yani olması gerekenler, bir çerçeve var. Bu çerçevenin içinde olması gerekenler var, olmaması gerekenlerse dışarıdadır. Esasında bu yeni sistemde çok şey öğretmekten ziyade öğrenmeyi öğretmek diyoruz. Çünkü o kadar çok sınırsız bilgi var ki o bilgileri öğrendikçe sizin ne kadar az şey bildiğiniz ortaya çıkıyor. Her şeyi öğrencinize öğretebilmek mümkün değil ama bir şeyi öğretirsen çok şey öğretmiş olursun, öğrenmeyi öğretmek. İşte biz evlatlarımıza merak, soru sorma, soruyu çözümleme, analitik düşünmeyi öğretirsek, o zaman gider herhangi bir konu hakkında üniversiteden öğrenir, şimdiki gibi bilgi otoyollarına girerek öğrenebilir. Biz bunu yapacağız."

 

"Kamuoyu ile paylaştığınız müfredat taslağına ilişkin görüşler ve öneriler en fazla hangi konular üzerinde yoğunlaşıyor? Ayrıca, Atatürkçülük ve İsmet İnönü’nün anlatıldığı derslerde yapılan sadeleştirmeler ile evrim teorisinin çıkarılması eleştirilmişti. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Bakan Yılmaz, yeni müfredata ilişkin, çoğunluğu öğretmenlerden olmak üzere çeşitli öneriler geldiğini belirtti. Bu önerilerin 10 Şubat´a kadar alınmaya devam edileceğini bildiren Yılmaz, "Yeni müfredat taslağı için 165 bin 326 görüş geldi. Bize aktarılanlar, bir tecrübenin ürünü. Bu tecrübeleri dikkate alarak daha iyi bir müfredatı öğrencilerimizin önüne koyacağız." ifadelerini kullandı.

 

Bakan Yılmaz, insan hakları, yurttaşlık, demokrasi, Türkçe, görsel sanatlar, hayat bilgisi, fen bilimleri, müzik, oyun ve fiziki etkinlikler, matematik, sosyal bilgiler, trafik güvenliği gibi alanlarda görüşler geldiğini aktardı. Herkesin yeni bir öneri sunduğuna dikkati çeken Yılmaz, bir dersin saatini artırmanın ilave öğretmen ihtiyacına, bir dersin saatini azaltmanın da hizmetinden faydalanılamayacak öğretmenlerin açığa çıkmasına neden olduğunu dile getirdi.

 

Türkiye´deki eğitimin çok iyi bir noktaya gittiğinin altını çizen Yılmaz, her şeyin iyiye gittiğini söyleyip eğitimin kötüye gittiğini dile getirmenin doğru olmadığını ifade etti. Maliye Bakanı Naci Ağbal´ın "2002´de her yüz liralık verginin 86 lirası faize gidiyordu." şeklindeki sözlerini hatırlatan Yılmaz, geçen yıl ise yüz liralık verginin 11 lirasının faize gittiğini, bunun da ekonominin iyi yönetildiğinin göstergesi olduğunu vurguladı. Türkiye´de yapılan bölünmüş yol, havalimanı yatırımlarını anlatan İsmet Yılmaz, Türkiye´nin artık uydu yapabilen teknolojiye sahip olduğunu aktardı.

 

“Derslik başına düşen öğrenci ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısı azaltıldı”

"İlkokul, ortaokul, lise iyi de üniversite kötü diyemezsiniz. Ürüne bakacaksınız." diyen Yılmaz, gayret ve çalışmalarının eğitimin kalitesini artırma yönünde olduğunu belirtti. Türkiye´nin 2023 hedeflerini anlatan Yılmaz, "Bu dönemde eğitime önem veriliyor mu? Kesinlikle veriliyor." dedi. Bakan Yılmaz, eğitime ayrılan bütçenin artırıldığına işaret ederek, derslik başına düşen öğrenci ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısının azaltıldığını vurguladı. Yılmaz, kendi dönemlerinde 600 bine yakın öğretmen atandığını, öğretmen sayısının artırıldığını söyledi.

 

"Din kültürü ve ahlak bilgisi müfredatında hangi değişiklikleri yaptınız? AİHM kararları müfredata nasıl yansıtıldı?" şeklindeki bir soru üzerine ise Yılmaz, din kültürü ve ahlak bilgisi dersine yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruyu hatırlattı. AİHM´in verdiği kararı anlatan Yılmaz, "Din dersinin hiç olmadığı dönemlerden geçtik. Yine Cumhuriyet Halk Partisi döneminde, tekrar din dersi konuldu, 40´lı yıllarda. Neden? Hiç olmadığı dönemin sakıncaları görüldü. Demek ki din dersi olması lazım. Yine biz din dersinin seçmeli olduğu dönemleri de gördük." değerlendirmesinde bulundu.

 

“Verilen bilginin birlikte yaşama kültürünü oluşturması gerekiyor”

Dinin ihmal edilerek bir yere varılamayacağını ifade eden Bakan Yılmaz, sağlıklı bir din anlayışının verilmesi, verilen bilginin de "birlikte yaşama kültürü"nü oluşturması gerektiğini dile getirdi. Yılmaz, Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığından yetkililer ile Alevi kanaat önderlerinin de aralarında olduğu çalışma grubunda zorunlu din derslerinin devam etmesinin daha uygun olduğunun kararlaştırıldığını söyledi.

 

DEAŞ´e katılımın en az Türkiye´den olduğunu belirten Yılmaz, "En son Sayın Cumhurbaşkanımız, Şansölye Merkel´le görüşmesinde bile İslam tabirinin terörle yan yana kullanılmasının uygun olmadığını ifade ediyor ama bunları kullananlar da var. Dolayısıyla böyle bir gerçeği de bilerek evlatlarımızın böyle bir düşünce yaklaşımına sempatiyle bakmaması için bizim mutlaka kendi anlayışımızı vermemiz lazım." diye konuştu.

 

Bakan Yılmaz, şunları kaydetti: "Her yerden görüşler aldık, hala da görüşler geliyor. Çalışmalar tamamlanmak üzere. Zorunlu eğitimin devam etmesi uygundur. Ancak Hıristiyan, Musevi vatandaşlarımız bundan istisna olabiliyorlar. Alevi vatandaşlarımızın bundan istisna olmasının doğru olmayacağı, onların da bu sistemin içinde olması ancak onlara ait de dini bilgilerin daha geniş şekilde verilmesi yönünde komisyonun bir raporu var. Bu rapor doğrultusunda geçmişten daha iyi bir müfredatı inşallah yakın bir zamanda halkımızın önüne çıkaracağız."

 

"Hükümet programındaki, üniversite sınavlarının yılda birkaç kez yapılmasına ilişkin hükümle ilgili çalışma yürütülüyor mu? Okul başarısının daha ön plana çıkarıldığı bir sınav sistemi nasıl olacak" sorusu üzerine Bakan Yılmaz, hükümet programında üniversite sınavlarının birden fazla yapılmasının yazdığını hatırlattı.

 

 Öğrencinin sınavın olduğu gün başının ağrıma, hasta olabilme ihtimali durumunda 1 yıl kaybettiğini belirten Yılmaz, sınavın farklı sürelerde yapılmasıyla kayıp sürenin azaltılacağını söyledi. Bu konudaki esas yetkinin Yükseköğretim Kurulunda (YÖK) olduğunu, sınavı ÖSYM´nin yapacağını aktaran Yılmaz, YÖK´ün zamanı geldiğinde kamuoyuna çalışmayı açıklayacağını ifade etti.

 

"Medya okuryazarlığıyla ilgili bir çalışmamız var"

Medya okur yazarlığının en çok tercih edilen üçüncü seçmeli ders olduğunun, iletişim fakültesi mezunlarının formasyon alıp bu dersi vermek istediğinin anımsatılması üzerine Yılmaz, şöyle devam etti: "Otobüslerde, trenlerde, uçakta da görüyorsunuz. Herkes elinde cep telefonuyla uğraşıyor. Meclis´te bile. Güzel bir söz var, ´Hepimiz bir odadaydık fakat her birimiz farklı dünyalardaydık.´ diyor. Şimdi öyle bir odada olup da farklı dünyalarda olan insanlar var. Bağımlılık yapabilmesi de doğru değil. Bağımlılık yapıyor mu? Yapıyor. Ne yapmak lazım? Bunu etkili, yerinde, kararınca kullanmak lazım. Bunun için bir eğitim gerekiyor mu? Gerekiyor. Medya okur yazarlığı... İnşallah bununla ilgili bir çalışmamız var. Bunu yapacağız."

 

"Açık uçlu sorular önemli bir dönüm noktası olacaktır"

"Bu yıl üniversite sınavının ikinci basamağı LYS´de açık uçlu sorular olacağı yönünde açıklamalar yapıldı. Müfredat taslağınızda da özellikle Türkçe derslerinden başlamak üzere klasik sorularla puanlama yapılmasına doğru gidişat var. Millî Eğitim Bakanlığı olarak, TEOG dahil her sınıf kademesinde test usulünün azaltılarak açık uçlu ya da klasik sorulara dönüş söz konusu mu?" sorusuna Yılmaz, "Biz istiyoruz ki öğrencilerimiz analitik düşünsün, olaylara daha geniş baksın. ´A, B,C,D, hepsi veya diğerleri´ gibi değil de farklı düşünceleri ortaya koyabilsinler. Doğru olanı açık uçlu sorulardır, klasik sorulardır. Bununla insanlara çok daha fazla cümleler kurduruyorsun. Farklı bakış açılarına sahip olmasını sağlıyorsun. Önümüzdeki dönem klasik sınavlara Türkçeden başlayacağız, diğer derslere de yaygınlaştırmayı düşünüyoruz. Ancak burada bu öğrencilerimizin gerçeğe dayanmayan kaygılarını da dikkate almamız lazım. Mümkün olduğu kadar tedirgin etmeden ama kendilerinin de yetişmesi için elimizden geleni yapacağız. İyi yetişmek için açık uçlu sorular önemli bir dönüm noktası olacaktır." Yılmaz, açık uçlu soruların şu anda kodlama şeklinde sınırlı sayıda sorulduğunu, Türkçe dersinden başlamak üzere diğer derslere de gelecek yıllardan itibaren yaygınlaştırılacağını bildirdi.

 

2019 yılına kadar okul öncesi eğitim zorunlu hale getirilecek

"2019 yılına kadar okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirileceği ve beşinci sınıfların yabancı dil ağırlıklı olması yönündeki hedef kapsamındaki planlamalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz" sorusu üzerine Yılmaz, 19. Millî Eğitim Şurası´nın 2014 Aralık´ta yapıldığını hatırlattı. Eğitimde reform niteliğinde ve Türkiye´nin önünü açacak üç değişiklik hedefinin bulunduğuna dikkati çeken Bakan Yılmaz, bunlardan birisinin ilkokullarda ve okul öncesi eğitimde ikili eğitimin kaldırılarak tekli eğitime geçilmesi, ikincisinin okul öncesi eğitimin zorunlu olması, üçüncüsünün de öğrencilere yabancı dil öğretilmesi olduğunu vurguladı.

 

Dışa açılabilmek ve evrenseli yakalayabilmek için mutlaka yabancı dil bilmek gerektiğini anlatan Yılmaz, "İlkokula niye koymuyoruz? Kısmen var da ama öncelikle ana dilini bilsin. Ana dilini bilsin, ana dilinin temellerini oluşturduktan sonra da bir yabancı dile geçebilsin. Lisede bunun verilmesinin geç olduğunu düşünüyoruz. O halde beşinci sınıf olursa doğrudur diye... Arkadaşlarım bir çalışma yapıyor, hem derslik konusunda hem öğretmen konusunda hem okul öncesi eğitim hem de İngilizce konusunda." değerlendirmesinde bulundu.

 

Yılmaz, pilot illerden başlamak üzere 2019 yılının sonuna kadar hem ikili eğitimden tekli eğitime geçme hem okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim olması hem de İngilizce olmak üzere bu üç hususu hayata geçireceklerini söyledi. Bakan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "İki yıl yurt dışında okumuş, İngilizceye de bireysel olarak çalışan biri olarak söylüyorum. Sanki bir eşik vardır, bu eşiği aşarsanız o problem aşılır diye düşünüyorum. Birinci sınıfta yoğunluk veriyoruz, iki, üçte azaltacağız. Düşüncemiz şu; eşik aştırmak. O eşiği aştıktan sonra doğru kullanmadığınız zaman unutulur veya geride kalır veya üzerine toz gelir küllenir. Ama o eşiği aştıktan sonra İngiltere´ye giderseniz o toz üzerinden kalkabilir. Bir kaç gün ya da hafta içerisinde."

 

İlkokul beşinci sınıflarda İngilizceyi ağırlıklı olarak vereceklerini belirten Yılmaz, "Aşamalı olarak pilot illerden başlayacağımız için ilanda, ´şu kadar sınıf bu kadar hoca´ diye de kaygımız olmayacaktır. Çünkü anayasada da o hüküm vardır, ´Vatandaşa verilen bütün hizmetler ülkenin ekonomisi dikkate alınarak verilir´ diye. 2019´a kadar bu üç hususu hayata geçireceğiz." dedi.

MEB © - Tüm Hakları Saklıdır. Gizlilik, Kullanım ve Telif Hakları bildiriminde belirtilen kurallar çerçevesinde hizmet sunulmaktadır.